12 Kasım 2011 Cumartesi

Haydi, Kitap Almaya Ama Hangi Parayla?

Kitap fuarı yazar ve okurun buluşma imkânları olduğu önemli etkinliktir. İstanbul kitap fuarı da 12-20 Kasım günlerinde gerçekleşecek. Binlerce kitap okuru fuarda buluşacak ve dolu dolu ''indirimlerin''de olduğu bir hafta geçirecekler.
Fuar da bulunan stant ücretlerinin yüksek oluşu birçok devrimci ve demokrat yayın evlerinin, dergilerin katılımını zorlaştırıyor. Ücretsiz verilen yerler ise en arka sıralarda ve insanların az uğradıkları bölümlerde yer alıyor. Buna rağmen devrimci ve demokrat yayın evleri, dergiler, kurumlar okuyucular ile buluşmak için her sene kitap fuarlarına katılmaya özen gösteriyorlar.

Kitap fuarının önemli yanlarından bir tanesi de sergilerin ve söyleşilerin olmasıdır. Kitap fuarı yaklaştıkça yayınevleri yazarlarını ve yayınlarını tanıtmak için gerek dergilerde gerekse de kitap eklerinde birbirleriyle yarışırcasına reklam yapmaktadırlar. Ve bu reklamlar öyle bir boyuta ulaşır ki, kitap yerine tencere-tava reklamına dönüşür.
Birçok yazar fuar döneminde kitaplarını çıkartır ve her yere bolca reklam yaptırtır. Lenin şöyle der: "Özel mülkiyetin temel olduğu bir toplumda, sanatçı pazara göre yapıt üretir, müşterilere ihtiyacı vardır.” İşte bu söze uygun birçok yazar kitaplarını çıkartır. Ve sonunda çıkıp edebiyat yaptıklarını ısrarla savunurlar. Eleştirmen eksikliği ve var olan eleştirmenlerin birçoğu burjuva kalemşorlarını pazarlamaktan ve pohpohlamaktan öte gidemedikleri için maalesef biz okuyucular ‘müşteri’ konumuna düşüyoruz.

Nasıl Müşteri Oluyoruz?

Hangi kitapçıya gidersek ön raflarda reklamı yapılan onlarca kitabı görürüz. Genel olarak bu kitaplarda tekelci yayınevlerinden çıkmıştır.
Kitapların reklamları okuyucuların kitap seçmesine katkıda bulunuyor. Fakat pazar için üretilmiş kitapların okumasına sebep oluyor. Düne kadar dışlanan ve yasaklanan kitapları, yazarlar pazar için bir meta haline getirilmiş durumdadır. Ve kapitalizm var olduğu sürece devam edecektir.

Gelelim fuarlarda en göz alıcı, binlerce lira verilerek yapılan stantlara, buralarda da kitapçılarda olduğundan farksız bir şekilde dekorlar yapılıyor. Bir de bunlara ek olarak turistlik geziler misali öğrenciler okullarından ders saatlerinden alınıp zorla buralara getirilip kitap almaları sağlanıyor. Ayrıca kitap fiyatlarının pahalılığından bahsetmek de yerinde olacaktır. Bir de ek olarak son yapılan zamlarla birlikte işçi ve emekçi ailelerin beli iyice bükülmüş durumdadır. Müşteri misali gezdirilen öğrenciler bir şey almaya adeta zorlanıyor.

Öğrenciler için oluşturulmuş özel bir bölümden bahsetmek yargımı tamamen güçlendirecektir. İçi sorular ile doldurulmuş kitaplar, onca yıl sürekli sınavlara tutulan öğrencilere hazırlanmış kitaplar sözde ucuzluk ile satılıyor. Okul yönetiminin anlaşmalı yayın evlerini, öğrencilere gezdirmeleri bilinçli bir tercihtir.

Bu konuda son olarak söylemek istediğim bir şey var. Öğrenciler devrimci ve demokrat stantlara yaklaştıklarını gören bazı öğretmenler ve okul yöneticileri özel olarak öğrencileri uyarıp bu stantlardan uzaklaşmaları sağlanıyor.


Kitap Çalmak Etik mi?

Filmler de kitap çalma sahneleri bolca görmüşüzdür. Lüks kitapçılardan kitap çalan işçi ve emekçi ailelerin çocukları… Bir örnek verelim; Bahoz filminde fuara gidip kitap çalan öğrenciler… Birçok kişinin yaptığı bir durumdur.

Kitap çalınır mı çalınmaz mı? Tartışmalı bir konudur. Ya da yargıyı genişletelim burjuvaziden kitap çalmak etik mi değil mi? Soruyu cevaplara göre yorumlarsak sanırım anlatmak istediğimi daha rahat anlatacağım. Öncelikli şöyle bir yargı var. “Kitap çalmak etik değildir. İnsanların emeği çalınıyor.” Buna benzer birçok cevap veren kişi vardır. İşte tam da bu cevaplarda benim sormak istediğim bir şey var. Basımın en başından en sonuna kadar üretilen bu üründen kar payı alan kaç işçi var. İşçi artı değeri oluşturmuş ve sadece maaşını almıştır. Patronları sırtından binlerce lira kazanmıştır. Şimdi çalınan işçinin mi emeği yoksa patronların karı mı?

Bugünün toplum yasalarını belirleyen bugünün egemen ideolojisidir. Egemen sınıf ve ideoloji bugün burjuvazidir. Yani adalet, hukuk, etik vb. bu kavramlar bugün burjuvazinin güdümündedir. Ve onları belirleyen ise onların yasalarıdır. İşte etik mi cevabına da sormak istediğim şöyle bir sorum var. Kime göre etik?

Lenin’in sözüne tekrar bir göz atalım ama sonunu da okuyarak. "Özel mülkiyetin temel olduğu bir toplumda, sanatçı pazara göre yapıt üretir, müşterilere ihtiyacı vardır. Bizim devrimimiz, sanatçıların üzerindeki bu baskıyı kaldırdı." Kapitalizm var olduğu sürece Lenin’in bu sözü defalarca hatırlanacaktır. Bugün sosyalizm geriye dönmüş ve büyük bir yenilgi almıştır. Bu yenilgi hayatın bütün yanlarında olmuştur. Aynı yenilgi sanat alanında da yaşanmış ve yaşanmaktadır. Yenilgi bittiği zaman ve zafer kazanıldığı zaman biz okuyucular müşteri olmayacağız.

23 Ekim 2011

Metin Yoksu


Yaz Kalemim Kültür Sanat ve Edebiyat Dergisi 14. Sayısında Yayınlandı