9 Ağustos 2011 Salı

Yazı Yazmak Zor mu Kolay mı?

“Yazı yazmak zor mu?” ya da “Yazı yazmak kolay mı?” iki ayrı soru ve iki sorunun cevabı da “Evet” olabilir.

Yazma eylemi uzun ve dikenli bir patika yürüyüşüne benzer. Patika yolda yürürken canınız acır, dikenler gün boyunca ayaklarınıza batar. Bu yolda yürüyen kişi ya yolda yorgunluktan düşer ve yolculuğu yarıda bırakır ya da sonuna kadar gider. Yolun sonu yoktur. Gerçek yaşam da ölürseniz yolculuk biter.

Peki, yazma eylemi bu kadar ‘zor’ veya ‘kolay’ iken nasıl öğrenilir? Yazı nasıl yazılır? Evreleri nelerdir? Soruları çoğaltmak kolay fakat soruları çoğaltmak anlatmak istediğimi karmaşık hale sokacaktır. Çözüme gitmek için öncelikle “kişi yazı yazmaya nasıl başlar?” buradan başlayalım.

Kişi yazmayı ilköğrenimini gördüğü çağda başlar. Biraz saçma gelebilir. Ama bu sorunun cevabı bu kadar basittir. Önemli olan ilk yakalanan anı devam ettirmektir. Kişi yazı yazmayı sürdürürse zaman içerisinde ‘yazar’ olmaya artık bir adaydır. Yazar olarak yazmaya başlayan kişi ilk duygu birikimlerini hızlıca kaleme alır ve süreç devem eder. Süreç devam ettikçe yazma eylemi büyük hız alır ve artık yaşamın parçası haline gelir.

Peki, bu süreçler bu kadar kolay mı geçilir ya da gerçekten yazı yazmanın bir reçetesi mi var? Hayır, bunun hiçbir zaman reçetesi yoktur. Ama deneyimlerden ders almayı bilirse kişi kendi reçetesini oluşturacak ve pratik içinde yazı yazmayı en iyi şekilde öğrenmeye çalışacaktır.

“İyi Bir Yazar Aynı Zamanda Çok İyi Bir Okuyucudur”

İyi bir çifti olmak için ne gerekir. Çocukluktan ya da sonradan bir çiftçinin yanında ders alması lazımdır. Ustasıyla yiyecek, içecek, oturacak ve yatacak… Ustasının deneyimlerinden faydalanacak. Ustasının da bir dönem yaptığı gibi ondan önceki çiftçilerin ürettiklerini yemeli, güçlenmelidir. Ustasından aldığı dersleri sürekli pratik yaparak tohumları toprağa en iyi şekilde atmaya çalışacaktır. Böylece sürekli ders alacak ve aynı zaman da uygulamaya geçirecektir. Çiftçiliği bırakana kadar bu döngü sürekli devam edecektir.

Yukarıda çifti örneğinde olduğu gibi “öncelikle ustasının üretimlerini yemeli ve sindirmeli” bu hayat boyunca devam etmesi gereken bir olgudur. Yazı tarihine baktığımızda ve onu bir duvara benzettirsek çağlar boyunca her gelen kişi üzerine bir tuğla koymuştur. Bugünde duvarın üzerine tuğlalar konmaya devam ediliyor.

Yazar adayları, sürekli okumak zorundalar. Sürekli okuyan yazar adayı bir süre sora okudukları beyninde dolacak, bilgi birikimi artacak, kendini ifade etme gücü güçlenecektir. Kendini ifade etmenin yollarını arayan aday ya kendisini bu nokta ya sınırlandıracak ya da yazı yazma sanatına başvuracaktır. İşin içine duygular katılınca süreç içinde iş sanata dönüşecektir.

Yazı yazma sanatı iki âşık arasındaki ilişkiye benzer. Sürekli ilgi, alaka, sevgi ve en önemlisi ‘senin’ hayatında vazgeçilmez unsur haline gelmek ister. Eğer ki biraz ilgiyi kesersen eline kâğıt kalem aldığında dilindeki ya da gönlündeki sözcükleri kâğıda dökmene müsaade etmez. İlgisiz bırakılan bir âşık misali hemen kendine ilgi duyan başka birine adım adım yanaşacaktır. Bunun önlemek ise yazar adayının elindedir.

Yazı yazmayı ‘kolay’ ya da ‘zor’ yapacak olan yazar adayının kendisinin pratiğine bağlıdır. Düzenli çalışma yapar ise kolaydır. Kendi kendini sınırlandırır ise zordur.
Yaz Kalemim Sayı 11. de yayınlandı
Metin Yoksu
28.07.2011

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Değerli vaktinizi ayırdığınız için teşekkür ederim.