16 Ağustos 2011 Salı

ÇAĞRI MERKEZİNE GELEN ŞAKA GİBİ SORULAR...


Çağrı merkezinde çalışanların işi her zaman zor olmuştur. Operatör, alışveriş vb. çağrı merkezinde çalışan elemanlar; kural gereği sabır gösterebilmek durumundadır. Telefon açan kim olursa olsun, sorulan soru ne olursa olsun; sakin ve tane tane cevap vermek zorundadır.

Gelen onlarca telefonda sorulan ilginç sorular var ve bunlar youtube, facebook vb. sosyal paylaşım sitelerinde günden güne binlerce insana ulaşıp, onları güldürüyor,eğlendiriyor.
Peki ya seyahat acentesinde çalışan personellere ne tip sorular yöneltiliyor?... Onlar acente personellerine nasıl yansıyor ve en önemlisi bu sorular sorulduğunda bekletilmeye alınıyor musunuz? Ya da kısa bir süre karşıdakinin telefonu kapattığını düşünüyor musunuz?... İşte bu anlar çalışanın sabrının tükendiğine işarettir. Ama bazen gelen sorular, gün içinde çalışan kişinin tüm sıkıntısını alabiliyor. Telefon kapandıktan sonra gülme krizlerine girebiliyor.

MASUM SORULAR..!

Sözü fazla dolandırmadan hemen konuya girelim ve sorulara göz atalım. Önce masum müşteri profiliyle bakalım. Gelen sorularda hiçbir art niyet yok. Sadece bilmediğinden soruluyor ve bazen kendisi de sorduğu sorunun saçma olacağını düşünüyor. Ama sonuçta bir para vermiş ve alacağı hizmetin iyi olmasını istiyor.

"Gidiş kesilen bir bilete dönüş eklenebiliyor mu?..."
"Aldığım uçak biletini iptal etmesem yerime başkası uçabilir mi?..."
"Grup olarak aldığım tura tek katılabilir miyim?..."

Evet, sorulara bakıldığında gayet masum ve art niyet olmayan sorular. Ama bazen de sırf çalışana eziyet olsun diye soruluyor sanki...

“İadesi ve değişikliği olmayan bir uçak bileti aldım. Tarihini değiştirsem olur mu? ''
Gene yukarıdaki soruyla bağlantılı olarak;bileti kestikten bir hafta sonra tekrar arar ve şöyle der yolcu:

“Geçen hafta aradım hatırladınız mı? '' ...

Yolcu, gayet normal bir soru soruyor, sesini tanıyabileceklerini düşünüyor ama diyalog devamında bir sorun var.
“Biletimi iptal etsem olur mu? '' ...
Unutmuş olabilir diyebilirsiniz. Ama öyle değil diyalog başlangıcında almış olduğu uçak biletinin “İadesi ve değişikliği olmadığını hatırlatıyor ''

ŞAKA DEĞİLMİŞ..
İşte benim sevdiğim bir soru sadece bir kere rastladım bu soruya:
“İki kişilik bir tatil aldım. Dört kişi gitsek olur mu? '' ...
İlk duyduğumda şaka olduğunu düşünmüştüm ama değilmiş…

GERÇEK Mİ BU SORULAR..
Şimdi asıl en beğenilen ve '' gerçek mi bu sorular '' dedirtecek olanlara gelelim:

Bilet kesersiniz ya da bir tatil paketi satarsınız yolcunuza veya kurumsal çalıştığınız firmaya, dökümanları karşı tarafa mail atarsınız. Mail içinde 'yazıcıdan çık al' 'yazdır' gibi ibareler vardır. Sorun sanırım burada başlıyor. Ardından size dönülür ve şu sorulur. “Bilgisayarımdan neden çıktı alamıyorum. ''

Gönderenin yanıtı anında hazır; “Klavye üzerinde ctrl+p tuşuna basın veya yazıcı seçin o da olmadı kartuşunuzu değiştirin '' ... Sorunun kaynağı olabilecek tüm çözüm önerilerini sunuyor.
Telefon kapandıktan beş dakika sonra aynı kişi arar ve şunu söyler: “Bileti çıkarttım neden dört sayfa çıktı. '' Burada yorumu size bırakıyorum.

YAĞMURLU VE ISLAK SORULAR..
Birebir benim karşılaştığım bir soru ve bir defa değil iki üç kere karşılaştığım bir sorudur. Kurumsal çalıştığımız bir firmanın asistanı; Online Check-in yapmak için beni aradı. Ben de internet sitesine girdim ve sitenin çalışmadığını söyledim. Ardından gelen soru: “Hava yağmurlu ondan mı internet sitesi çalışmıyor. ''
Ve bu sorunun aynısını kısa bir zaman önce benzer bir diyalog ile tekrar yaşadım.

Bazen gelen sorular çalışan kişinin tüm stresini alıyor olsa da, bazen 'keşke yağmur yağmasaydı' dedirten anlarımız oluyor. Ama şunu da unutmamak gerekir :

“Saçma soru yoktur.. soru sorudur. ''
Yağmurlu ve ıslak sorular hariç…

Metin Yoksu
TurizmHableri'inde yayınlandı.

15 Ağustos 2011 Pazartesi

YAZ SICAĞINDA TERLETEN SORULAR..!

Bahar ayında tüm cemreler sırayla havaya, suya ve toprağa düşmüşlerdi. Baharın güzel günleri yerini yaz sıcaklarına bırakmadan önce kısa bir oyun oynadı. Herkesin dilinde “yaz gelmeyecek mi '' sorusu vardı.

Ardından seçimler bitti. Okullar kapandı. LYS vb.. sınavlar skandallar eşliğinde son buldu. Öğrencilerin büyük çoğunluğu gözyaşı dökerek “yaz '' a “merhaba '' dediler.

Bütün kış boyunca çalışan birçok vatandaş, yazın gelmesiyle tatil planlarına başladılar. Kısa zamanda ve bir gününü dahi ziyan etmek istemeden, büyük bir telaşla,hayallerindeki tatil için koşturmaya başladılar.

Peki, bu kadar insan tatile çıkacaksa, geride kalanlar ne yapacaktı?..Ya da gidenlere kim 'hizmet' edecek sorusu çıkıyor ortaya.

'ÇAĞRI MERKEZİ İŞÇİLERİ GÖREVDE..!'

Hizmet sektöründe çalışan on binlerce işçi; yoğun çalışma temposuna aylar öncesinden başlamışlardı bile…

40 derece sıcakta, stres altında, günde on iki saat(çoğu zaman bu on dört saat oluyor) çalışma koşullarında, sektörün gereğince, sürekli güler yüz göstermek şartıyla çalışan çağrı merkezi işçileri, her yıl olduğu gibi bu yılda çalışacaklar. Her iş kolunun kendine göre zorlukları olduğu bir gerçek. Bu iş kolunun da, en stresli ve sinirleri yıpratan işini, çağrı merkezleri üstlenmiş durumdadır.

Günde en az yüz çağrıya cevap veren işçiler, bu sıcakta terleten sorulardan nasiplerini alıyorlar. (veya.. bu sıcakta terleten sorulardan paylarına düşeni almadan geçemiyorlar.)

İşte terleten sorulardan bazı kesitler:

Adam ilk defa yurt dışına çıkacaktır. Çağrı merkezini arar ve bir bilet ister. Gideceği şehrin adını satış danışmanına söyler. “Bana bir Kolun bileti lütfen '' . Bileti kesecek olan eleman ise garip bir ülke ya da şehir adı duyunca ilk önce şehrin nerde olduğunu bulma çabası içerisine girer. Satış danışmanı, şehrin neresi olduğunu anladıktan sonra, yolcunun isim telaffuzunda zorlandığını anlayınca yolcuyu biraz zorlar ve şu yanıtı verir:
- “Beyefendi dünyanın herhangi bir yerinde böyle bir şehir yok! '' Sinirli yolcu ısrarla telefonda bağırır.
- “Kardeşim Kolun, Kolun nasıl bilmezsin? Almanya'da '' ...
- “Özür dilerim beyefendi. Orası Köln'dür. O yüzden bulamadım!
'' Karşıdan gelen ses ise biraz sinirli ve şöyle der:
- “Kardeşim Kolun bileti yoksa Amistirdam'da(Amsterdam demek istiyor) verebilirsin '' ..

Üsteki örnekte olduğu gibi her zaman satış yapan eleman hınzırlık yapmaz. Müşterilerde bu fırsatı en iyi şekilde değerlendirme çabasında olurlar çoğu zaman. Bilet fiyatlarının yüksek olmasından şikayetçi edenlerin ise “hazır cevapları '' , her zaman vardır.
İstanbul – Trabzon bileti isteyen yolcu, herhangi bir seyahat acentesine gider ve bilet fiyatı sorar. Üç yüz elli lira fiyatı duyan yolcu cevabı yapıştırır:
- “Hayırdır Paris aktarmalı mı gideceğiz! ''

Ankara - Diyarbakır bileti soran yolcu ise önce saatleri sorar. Sabah ve akşam iki seferin olduğunu duyduktan sonra ayrı fiyat sorar. Gelen yanıt sadece akşam uçağının fiyatıdır. Sabah uçağı dolu olduğu için tek sefer fiyatı alıyor. Haliyle fiyat yüksek geliyor. Cevap ise:
- “Sanırım akşam gelen uçak değil, uzay mekiği… ''

Tek kulağında kulaklık, tıkır tıkır çalışan parmaklara bir de, karşı taraftan gelen makine misali soru yağmuru eklenince; görüşmeler işin içinden çıkılmaz hale gelebiliyor. Arka arkaya gelen sorular ve telefonda kalınan süreler artıkça parmaklar artık klavye üzerinde değildir!..
“Merhaba …. Turizm nasıl yardımcı olabilirim? '' ..(Sorduğuna pişman olmadan önceki hali)
- “12 Temmuz İstanbul Sivas bir bilet istiyorum. En ucuz fiyat olacak. Hangi hava yolu gidiyor?.. Ne tip uçaklar var?.. Çocuk fiyatı ne kadar?.. Bebek fiyatı ne kadar?.. Üç yaşındaki bebek, bebek oluyor mu?.. Bebek için ayrı koltuk veriyor musunuz? ''
- “Beyefendi. Rica etsem adınızı söyleye bilir misiniz? ''
- “Benim adım mı? Yoksa yolcuların adı mı? ''
- “Sizin adınız lütfen. ''
- “Benim adım Ahmet. Sizinki nedir? ''
Cevap beklemeden sorulara tam gaz devam edilir:
- “Nerde kalmıştık. Bu uçak düşüyor mu?.. Bileti ben nerden alacağım?.. Parayı kime ödeyeceğim?.. Koltuklarım hazır mı?.. Bana uçağın en güvenli yerinden yer ayırır mısınız?.. Bu tarihte ucuz bilet yoksa hangi tarihte var?.. Kırk dokuz liraya bilet var mı?.. İnternette ucuz bilet gördüm o biletten alabilir miyim?.. Bakabildiniz mi?.. Hangi tarihte bilet var?.. ''
Sorular arka arkaya geldiğinden satış yapan çağrı danışmanı yaşadıklarının vermiş olduğu tecrübe ile sakin cevap veriyor:
- “Baktım. '' (Konuşmasının burasında sadece fiyatı söylüyor.)
- “Neden fiyat bu kadar pahalı?.. Ben internetten daha ucuza gördüm?.. Adam mı dolandırıyorsunuz?.. Başka tarihe bakar mısınız?.. Hangi tarihte ucuz bilet var?.. ''
Konuşma uzadıkça uzuyor. Fakat telefon eden kişi sadece soru soruyor. Cevap beklemeden sadece soru soruyor. Konuşmanın can alıcı noktası ise, başarılı bir tiyatro skecinde olduğu gibi, asıl vurucu darbe sona saklanmıştır.
- “Beyefendi başka tarihe bakalım. Ben size hangi tarihi sormuştum? '' .. Şaka gibi ama gerçek, ilk sorduğu tarihi kendisi de unutmuş! Satış yapan çağrı danışmanı çoktan klavye üzerinden parmaklarını çekmiş ve saçını başını yolmaya başlamıştır.

Havalar sıcak, malum mevsim yaz ve küresel ısınmanın etkileri de birleşince çalışmak bir eziyet. Herkes tatile çıkarken siz çalışıyorsunuz. Bu streste olabilecek en büyük kötülük ise sürekli bozulan bilgisayarlar, programlar ve sistemler… Bu sıcakta bunların sebebini bulmak çok “basittir. ''
- “Beyefendi iyi günler ''
- “iyi günler ''
- “Benim adım Süleyman. Sizin biletlerinizi ve turlarınızı satıyorum. Şu anda bunların satışını yapamıyorum. Burada havalar çok sıcak, sistemler ondan mı çalışmıyor?.."
Karşıdan kısa bir kahkaha ve ardından “Evet, havalar sıcak olduğundan terleme yapmıştır. Ondan dolayı arıza yapmış olabilir. İlgileniyoruz, iyi günler! ''

Metin Yoksu 30.06.2011

Yazı TurizmHaberlerinde yayınlandı.

UMUTSUZLUĞA IŞIK KALEMİM


Yokluktan var olmaya
Tutsaklıktan özgürlüğe
Boyun eğmekten direnmeye
Karanlıktan aydınlığa
Özgür bir yaşam uğruna
Sen de yaz kalemim

Hakan Tunç
Sedat Karataş
Metin Yoksu
14.10.2009

9 Ağustos 2011 Salı

Yazı Yazmak Zor mu Kolay mı?

“Yazı yazmak zor mu?” ya da “Yazı yazmak kolay mı?” iki ayrı soru ve iki sorunun cevabı da “Evet” olabilir.

Yazma eylemi uzun ve dikenli bir patika yürüyüşüne benzer. Patika yolda yürürken canınız acır, dikenler gün boyunca ayaklarınıza batar. Bu yolda yürüyen kişi ya yolda yorgunluktan düşer ve yolculuğu yarıda bırakır ya da sonuna kadar gider. Yolun sonu yoktur. Gerçek yaşam da ölürseniz yolculuk biter.

Peki, yazma eylemi bu kadar ‘zor’ veya ‘kolay’ iken nasıl öğrenilir? Yazı nasıl yazılır? Evreleri nelerdir? Soruları çoğaltmak kolay fakat soruları çoğaltmak anlatmak istediğimi karmaşık hale sokacaktır. Çözüme gitmek için öncelikle “kişi yazı yazmaya nasıl başlar?” buradan başlayalım.

Kişi yazmayı ilköğrenimini gördüğü çağda başlar. Biraz saçma gelebilir. Ama bu sorunun cevabı bu kadar basittir. Önemli olan ilk yakalanan anı devam ettirmektir. Kişi yazı yazmayı sürdürürse zaman içerisinde ‘yazar’ olmaya artık bir adaydır. Yazar olarak yazmaya başlayan kişi ilk duygu birikimlerini hızlıca kaleme alır ve süreç devem eder. Süreç devam ettikçe yazma eylemi büyük hız alır ve artık yaşamın parçası haline gelir.

Peki, bu süreçler bu kadar kolay mı geçilir ya da gerçekten yazı yazmanın bir reçetesi mi var? Hayır, bunun hiçbir zaman reçetesi yoktur. Ama deneyimlerden ders almayı bilirse kişi kendi reçetesini oluşturacak ve pratik içinde yazı yazmayı en iyi şekilde öğrenmeye çalışacaktır.

“İyi Bir Yazar Aynı Zamanda Çok İyi Bir Okuyucudur”

İyi bir çifti olmak için ne gerekir. Çocukluktan ya da sonradan bir çiftçinin yanında ders alması lazımdır. Ustasıyla yiyecek, içecek, oturacak ve yatacak… Ustasının deneyimlerinden faydalanacak. Ustasının da bir dönem yaptığı gibi ondan önceki çiftçilerin ürettiklerini yemeli, güçlenmelidir. Ustasından aldığı dersleri sürekli pratik yaparak tohumları toprağa en iyi şekilde atmaya çalışacaktır. Böylece sürekli ders alacak ve aynı zaman da uygulamaya geçirecektir. Çiftçiliği bırakana kadar bu döngü sürekli devam edecektir.

Yukarıda çifti örneğinde olduğu gibi “öncelikle ustasının üretimlerini yemeli ve sindirmeli” bu hayat boyunca devam etmesi gereken bir olgudur. Yazı tarihine baktığımızda ve onu bir duvara benzettirsek çağlar boyunca her gelen kişi üzerine bir tuğla koymuştur. Bugünde duvarın üzerine tuğlalar konmaya devam ediliyor.

Yazar adayları, sürekli okumak zorundalar. Sürekli okuyan yazar adayı bir süre sora okudukları beyninde dolacak, bilgi birikimi artacak, kendini ifade etme gücü güçlenecektir. Kendini ifade etmenin yollarını arayan aday ya kendisini bu nokta ya sınırlandıracak ya da yazı yazma sanatına başvuracaktır. İşin içine duygular katılınca süreç içinde iş sanata dönüşecektir.

Yazı yazma sanatı iki âşık arasındaki ilişkiye benzer. Sürekli ilgi, alaka, sevgi ve en önemlisi ‘senin’ hayatında vazgeçilmez unsur haline gelmek ister. Eğer ki biraz ilgiyi kesersen eline kâğıt kalem aldığında dilindeki ya da gönlündeki sözcükleri kâğıda dökmene müsaade etmez. İlgisiz bırakılan bir âşık misali hemen kendine ilgi duyan başka birine adım adım yanaşacaktır. Bunun önlemek ise yazar adayının elindedir.

Yazı yazmayı ‘kolay’ ya da ‘zor’ yapacak olan yazar adayının kendisinin pratiğine bağlıdır. Düzenli çalışma yapar ise kolaydır. Kendi kendini sınırlandırır ise zordur.
Yaz Kalemim Sayı 11. de yayınlandı
Metin Yoksu
28.07.2011